Dijital Dünya ve Beyin: Ekran Süresi Nöronlarımızı Nasıl Şekillendiriyor?

Dijital Çağın Beynimizde Yarattığı Sessiz Devrim

Telefonu elimizden kaç kez düşünmeden aldığımızı fark ediyor muyuz?

Bir mesajı kontrol etmek için açtığımız ekranda birkaç dakika sonra kendimizi başka bir uygulamada bulabiliyoruz. Haberler, mesajlar, kısa videolar, sosyal medya, iş yazışmaları… Gün içinde dikkatimiz çok sayıda küçük uyaran arasında sürekli yer değiştiriyor.

Dijital teknolojiler hayatımızı pek çok açıdan kolaylaştırdı. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar hızlı, uzak mesafelerden ilişki kurmak mümkün, öğrenme kaynakları neredeyse sınırsız. Dolayısıyla mesele teknolojiyi “iyi” ya da “kötü” olarak tanımlamak değil.

Asıl soru şu olabilir:

Bu kadar yoğun ve kesintili bir dijital ortamda yaşamak dikkatimizi, öğrenme biçimimizi, duygularımızı ve günlük alışkanlıklarımızı nasıl etkiliyor?

Dikkat sürekli bölündüğünde ne oluyor?

Bir yazıyı okurken gelen mesaj, çalışırken açılan bildirim, birkaç dakika içinde başka bir sekmeye geçme isteği…

Bunların her biri küçük bir dikkat değişimi gibi görünebilir. Fakat dikkat bir görevden diğerine geçtiğinde beynin yeni göreve yeniden uyum sağlaması gerekir. Bu nedenle aynı anda birçok işi yaptığımızı düşünsek de çoğu zaman yaptığımız şey, dikkati hızlı biçimde bir görevden diğerine taşımaktır.

Ophir, Nass ve Wagner’in 2009 yılında yayımlanan çalışmasında yoğun medya çoklu-görev kullanıcılarının ilgisiz uyaranları filtrelemekte daha fazla zorlandıkları gözlendi. Daha sonraki araştırmalar aynı sonucu her zaman tekrarlayamadı. Bu nedenle “dijital medya dikkat süresini kesin olarak kısaltır” demek yerine, özellikle sık görev değiştirmenin ve sürekli bölünmenin bazı kişilerde odaklanmayı zorlaştırabileceğini söylemek daha doğru görünüyor.

Buradaki önemli ayrım ekranın kendisi değil, ekranı nasıl kullandığımızdır.

Bir tablet üzerinden bir saat boyunca kitap okumak ile aynı süre içinde onlarca kısa video izlemek, mesajlara cevap vermek ve sürekli uygulama değiştirmek beynin karşılaştığı aynı deneyim değildir.

Ödül sistemi ve neden sürekli telefona bakıyoruz?

Dijital uygulamaların önemli bir kısmı dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre üzerinde tutacak biçimde tasarlanıyor.

Yeni bir mesaj, beğeni, bildirim ya da beklenmedik bir içerik küçük bir ödül beklentisi yaratabilir. Beynin ödül ve öğrenme sisteminde dopaminin de rolü vardır. Ancak bu süreci yalnızca “ekrana baktık, dopamin salgılandı ve bağımlı olduk” şeklinde açıklamak fazla basittir.

Dopamin yalnızca haz veren bir madde değildir. Öğrenme, motivasyon, beklenti ve davranışın tekrarlanmasında rol oynayan karmaşık bir nörotransmitterdir.

Özellikle ne zaman geleceği belli olmayan ödüller davranışı tekrar etmeyi kolaylaştırabilir. Sosyal medya akışlarında ya da bildirimlerde bizi tekrar tekrar ekrana döndüren mekanizmalardan biri bu olabilir.

Fakat yoğun telefon kullanımı ile klinik anlamda bağımlılığı da birbirinden ayırmak gerekir. Bir insan telefonunu çok kullanıyor diye otomatik olarak bağımlı değildir. Kontrol kaybı, işlevsellikte bozulma ve kişinin bırakmak istediği halde davranışı sürdürememesi gibi özellikler çok daha önemlidir.

Beyin kullandığımız şeye uyum sağlar

Nöroplastisite, beynin deneyime bağlı olarak değişebilme kapasitesidir.

Yeni bir dil öğrendiğimizde, bir müzik aleti çalmaya başladığımızda ya da yeni bir beceriyi tekrar tekrar uyguladığımızda sinir sistemimiz bu deneyimlere uyum sağlar. Dijital ortamda yaptığımız şeyler de bundan bütünüyle ayrı değildir.

Ancak “telefon beynimizi yeniden programlıyor” gibi dramatik ifadeler bilimsel olarak gereğinden fazla iddialıdır.

Dijital teknolojinin etkisi kullanım biçimine göre değişebilir. Bir çocuk ekranda bir yetişkinle birlikte yeni bir şey öğrenebilir; bir yetişkin çevrim içi bir eğitimden yararlanabilir; görüntülü konuşma sosyal bağı sürdürebilir.

Buna karşılık saatler boyunca uykunun, fiziksel hareketin, yüz yüze ilişkinin ya da yoğun dikkat gerektiren çalışmaların yerine geçen ekran kullanımı farklı sonuçlar doğurabilir.

Dolayısıyla nöroplastisiteyi teknolojinin zarar verdiğinin kanıtı olarak değil, beynin deneyimlere duyarlı olduğunun bir göstergesi olarak düşünmek daha doğru.

Çocuklarda ekran neden farklı değerlendirilmeli?

Çocuklukta beyin gelişimi devam ettiği için dijital medya kullanımını yetişkinlerden biraz farklı değerlendirmek gerekir.

Özellikle küçük çocuklar dünyayı büyük ölçüde doğrudan deneyimleyerek öğrenir. Bir nesneye dokunmak, bir yetişkinin yüzünü izlemek, onunla karşılıklı konuşmak, oyun oynamak ve çevreyi fiziksel olarak keşfetmek gelişimin temel parçalarıdır.

Bu nedenle çocuklarda yalnızca “kaç saat ekran?” sorusu yeterli değildir.

Çocuk ne izliyor?

Kaç yaşında?

Tek başına mı izliyor, yanında bir yetişkin var mı?

Ekran kullanımı uykunun, hareketin, oyunun veya aile içi etkileşimin yerini alıyor mu?

İçerik yaşına uygun mu?

Bunlar en az süre kadar önemlidir.

Özellikle yaşamın ilk yıllarında yetişkinle karşılıklı etkileşimin dil, sosyal gelişim ve öğrenme açısından ekran karşısında pasif kalmaktan çok daha zengin bir deneyim olduğu biliniyor.

Ergenlikte ise tablo daha karmaşık. Dijital ortam arkadaşlarla ilişki kurmanın, bilgi edinmenin ve kendini ifade etmenin bir yolu olabilir. Öte yandan gece geç saatlere kadar kullanılan telefon, sürekli sosyal karşılaştırma ya da çevrim içi ortamda kesintisiz uyarılma uyku ve ruhsal iyilik hali açısından sorun yaratabilir.

Yani mesele yalnızca ekran değil; ekranın çocuğun ve ergenin hayatında neyin yerini aldığıdır.

Ekran ve uyku ilişkisini küçümsememek gerekiyor

Dijital kullanımın en somut etkilerinden biri uyku üzerinden ortaya çıkabilir.

Yatmadan hemen önce mesajlaşmak, video izlemek ya da sosyal medyada kalmak uyku saatini geciktirebilir. İçeriğin uyarıcı olması zihinsel olarak uyanıklığı sürdürebilir; cihazın ışığı da biyolojik gece ritmi üzerinde etkili olabilir.

Bu nedenle yatmadan önce telefondan uzaklaşmanın yararı yalnızca “ekran detoksu” değildir. Asıl amaç beynin ve bedenin uykuya geçebilmesi için gerekli sakinleşme dönemini oluşturmaktır.

Dijital hijyen gerçekten ne demek?

Ben “dijital detoks” kavramından çok dijital kullanımın bilinçli biçimde düzenlenmesini daha anlamlı buluyorum.

Çünkü teknoloji hayatımızdan çıkmayacak. Belki de çıkması gerekmiyor.

Ama bazı küçük düzenlemeler dikkatin üzerindeki gereksiz yükü azaltabilir. Örneğin ihtiyaç duyulmayan bildirimleri kapatmak, yoğunlaşılması gereken bir iş sırasında telefonu görüş alanından uzaklaştırmak, yemek masasında ekran kullanmamak, yatmadan önce bir süre telefondan ayrılmak ve gün içinde yüz yüze ilişkiye, harekete, okumaya ya da yalnızca hiçbir şey yapmadan kalmaya yer açmak düşünülebilir.

Burada amaç teknolojiye karşı savaş açmak değil.

Dikkatimizi nereye verdiğimizi yeniden seçebilmek.

Teknoloji mi değişti, biz mi?

İnsan beyni yeni koşullara uyum sağlayabilen bir organ. Dijital ortam da artık bu koşullardan biri.

Bu değişimin bazı yönleri hayatımızı kolaylaştırıyor. Bazıları ise dikkatimizi gereğinden fazla parçalıyor, zamanımızı fark etmeden tüketiyor veya uykunun ve gerçek ilişkilerin alanına giriyor.

Bu nedenle “ekran beynimize zarar veriyor mu?” sorusunun tek bir cevabı yok.

Ne yaptığımız, ne kadar yaptığımız, hangi içerikle karşılaştığımız, hangi yaşta olduğumuz ve ekran kullanımının yaşamımızdaki başka nelerin yerini aldığı sonucu değiştiriyor.

Belki de üzerinde durmamız gereken asıl mesele süre değil, otomatiklik.

Telefonu gerçekten ihtiyacımız olduğu için mi elimize alıyoruz, yoksa elimiz bizden önce mi telefona gidiyor?

Teknolojiyi yaşamımızdan çıkarmak zorunda değiliz.

Ama dikkatimizi ona ne zaman vereceğimize karar verebilmek önemli.

Olcay Cengiz Turan

Bu yazı yalnızca genel bilgi ve eğitim amacıyla hazırlanmıştır. Tanı, tedavi, terapi uygulaması veya bireysel ruh sağlığı danışmanlığı amacı taşımaz.

Kaynakça

American Academy of Pediatrics. (2016). Media and Young Minds. Pediatrics, 138(5), e20162591.

Horvath, J., Mundinger, C., Schmitgen, M. M., Wolf, N. D., Sambataro, F., Hirjak, D., Kubera, K. M., Koenig, J., & Wolf, R. C. (2020). Structural and functional correlates of smartphone addiction. Addictive Behaviors, 105, 106334.

Montag, C., & Walla, P. (2016). Carpe diem instead of losing your social mind: Beyond digital addiction and why we all suffer from digital overuse. Cogent Psychology, 3(1), 1157281.

Ophir, E., Nass, C., & Wagner, A. D. (2009). Cognitive control in media multitaskers. Proceedings of the National Academy of Sciences, 106(37), 15583–15587.

Small, G., & Vorgan, G. (2008). iBrain: Surviving the technological alteration of the modern mind. HarperCollins.

Görsel: Kohji Asakawa / Pixabay

error: