Stresin Beyin Üzerindeki Etkileri: Kortizolden Nöroplastisiteye

Stresin Beyin Üzerindeki Etkileri: Kortizolden Nöroplastisiteye

Stres çoğu zaman hayatımızdan çıkarmamız gereken zararlı bir şeymiş gibi anlatılıyor.

Oysa stres sistemi bize zarar vermek için değil, bizi değişen koşullara hazırlamak için var.

Bir tehlikeyle karşılaştığımızda dikkatin hızla o noktaya yönelmesi, enerjinin harekete geçirilmesi, kalp atımının hızlanması ve bedenin kısa sürede tepki vermeye hazırlanması hayatta kalma açısından son derece işlevseldir.

Sorun stresin varlığı değil.

Sorun, organizmanın tekrar tekrar alarm durumuna geçmesi ve yeterince toparlanma fırsatı bulamamasıdır.

Bu nedenle akut stres ile uzun süre devam eden, kontrol edilmesi güç stres aynı biyolojik deneyim değildir.

Stres sistemi nasıl çalışıyor?

Stres yanıtının önemli parçalarından biri hipotalamus-hipofiz-adrenal, yani HPA eksenidir.

Beyin bir durumu tehdit edici ya da zorlayıcı olarak değerlendirdiğinde hipotalamustan başlayan bir dizi hormonal sinyal devreye girer. Hipofiz bezi aracılığıyla böbreküstü bezleri uyarılır ve kortizol salgılanır.

Kortizol genellikle “stres hormonu” olarak bilinir.

Fakat bu tanım onu gereğinden fazla olumsuz gösterir.

Kortizolün günlük biyolojik ritmimizde, enerji kullanımında, bağışıklık sistemi düzenlenmesinde ve stres karşısında uyum sağlamada önemli görevleri vardır.

Yani kortizol düşmanımız değildir.

Sorun, stres sisteminin uzun süre boyunca sık sık devreye girmesi, yeterince kapanamaması ya da ritminin bozulmasıdır.

Bruce McEwen bu durumu açıklamak için “allostatik yük” kavramını kullanmıştır.

Beden değişen koşullara uyum sağlamak için sürekli ayarlamalar yapar. Ancak bu uyum sistemleri çok sık veya uzun süre çalıştığında organizmanın üzerinde bir tür biyolojik yük oluşabilir.

Stres altında beyin neden farklı çalışıyor?

Stres yalnızca vücudumuzda yaşanan hormonal bir olay değildir.

Beyin hem stresin ne olduğunu değerlendiren hem de stres yanıtından etkilenen organdır.

Bu süreçte özellikle hipokampus, prefrontal korteks ve amigdala üzerinde çok sayıda araştırma yapılmıştır.

Ancak bu bölgeleri ayrı ayrı çalışan düğmeler gibi düşünmemek gerekir.

Bellek, dikkat, tehdit algısı, karar verme ve duygu düzenleme birbirleriyle bağlantılı sinir ağlarının ürünüdür.

Hipokampus: Stres ve bellek

Hipokampus yeni anıların oluşması, bağlamsal öğrenme ve belleğin çeşitli yönlerinde önemli rol oynar.

Uzun süreli stres ve glukokortikoid maruziyetinin hipokampal işlevlerle ilişkisi özellikle hayvan modellerinde ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Bu çalışmalarda dendritik yapılarda değişiklikler, nörogenezde azalma ve bazı öğrenme görevlerinde bozulmalar görülebilmektedir.

İnsan çalışmalarında ise tablo daha karmaşıktır.

Uzun süre yüksek kortizol düzeyleri gösteren bazı ileri yaştaki bireylerde daha küçük hipokampal hacim ve daha düşük bellek performansıyla ilişkiler bildirilmiştir.

Ama buradan “stres hipokampusu öldürür” sonucunu çıkarmak doğru değildir.

İnsan beynindeki yapısal farklılıklar pek çok etkenden kaynaklanabilir ve çalışmaların önemli bir bölümü nedensellikten çok ilişki göstermektedir.

Günlük yaşam açısından ise çoğumuz daha basit bir durumu zaten deneyimlemişizdir:

Yoğun stres altındayken yeni bir bilgiyi öğrenmek, bir konuşmaya dikkat vermek ya da biraz önce ne yaptığımızı hatırlamak zorlaşabilir.

Bu her zaman beynin zarar gördüğü anlamına gelmez.

Bazen zihinsel kaynakların o anda tehdit ve sorun çözmeye öncelik vermesinin sonucudur.

Prefrontal korteks: Stres altında düşünmek neden zorlaşıyor?

Prefrontal korteks planlama, dikkat, çalışma belleği, dürtü kontrolü ve davranışın düzenlenmesinde önemli rol oynar.

Yoğun stres sırasında bu sistemlerin çalışma biçimi değişebilir.

Bu nedenle insan çok stresliyken normalde vermeyeceği kararları verebilir, küçük bir soruna gereğinden fazla tepki gösterebilir veya zihnini tek bir düşünceden ayıramayabilir.

“Biliyorum ama o anda düşünemedim” cümlesini terapi odasında da günlük yaşamda da sık duyarız.

Bu durumun nörobiyolojik bir karşılığı vardır.

Stres sırasında katekolamin ve glukokortikoid sistemlerindeki değişiklikler prefrontal işlevleri etkileyebilir. Uzun süreli stres modellerinde prefrontal bölgelerde sinaptik ve dendritik yeniden yapılanmalar da gösterilmiştir.

Ancak “prefrontal korteks felç olur” gibi ifadeler doğru değildir.

Beyin kapanmaz.

Çalışma öncelikleri değişir.

Amigdala: Tehdide daha duyarlı hale gelmek

Amigdala çoğu zaman “korku merkezi” diye tanımlanır, fakat işlevi bundan daha geniştir.

Çevremizde duygusal açıdan önemli olan uyaranların fark edilmesi ve özellikle tehditle ilişkili öğrenmede önemli rol oynar.

Kronik stres üzerine yapılan hayvan çalışmalarında amigdaladaki bazı nöronlarda hipokampusta görülenden farklı yönde dendritik değişiklikler saptanmıştır.

Bu bulgular, uzun süreli stresin tehdit sistemlerini daha hassas hale getirebilmesinin olası mekanizmalarından biri olarak araştırılmaktadır.

İnsanlarda ise “kronik stres amigdalayı büyütür ve panik atağa neden olur” gibi doğrudan bir denklem kuramayız.

Kaygı bozuklukları ve panik çok sayıda biyolojik, psikolojik ve çevresel değişkenin birlikte rol oynadığı durumlardır.

Yine de uzun süre tehdit altında yaşayan bir insanın çevresini daha fazla tehlike arayarak taraması klinik açıdan şaşırtıcı değildir.

Beyin içinde bulunduğu koşullara uyum sağlamaya çalışır.

Akut stres her zaman zararlı mıdır?

Hayır.

Kısa süreli stres bazı koşullarda dikkati ve performansı artırabilir.

Bir sınavdan önce hissedilen hafif gerginlik, önemli bir konuşmadan önce artan uyanıklık ya da bir tehlike sırasında hızla karar verebilmek bunun örnekleri olabilir.

Fakat burada da “az stres iyidir, çok stres kötüdür” şeklinde herkese uygulanabilecek basit bir formül yoktur.

Stres yanıtı kişinin geçmiş deneyimlerine, olayın anlamına, kontrol duygusuna, süresine ve mevcut kaynaklarına göre değişir.

Aynı olay bir kişi için yönetilebilir bir güçlükken, başka biri için çok daha yoğun bir stres kaynağı olabilir.

Stresin psikolojisinde bu öznel değerlendirme önemlidir.

Beyin yalnızca dışarıdaki olaya değil, olayın bizim için ne ifade ettiğine de tepki verir.

Kronik stres neden farklıdır?

Bir tehlikeyle karşılaşmak ve ardından güvenli ortama dönmek ile aylarca süren belirsizlik, iş yükü, bakım verme sorumluluğu, ilişki çatışması veya ekonomik sıkıntı içinde yaşamak aynı değildir.

Stres sistemi kısa süre çalışıp kapanmak üzere tasarlanmıştır.

Toparlanma fırsatı azaldığında ise allostatik yük artabilir.

Uyku bozulabilir.

Dikkat dağılabilir.

İnsan daha kolay irrite olabilir.

Bellek performansı düşebilir.

Bedensel yakınmalar artabilir.

Stresin immün, metabolik ve kardiyovasküler sistemlerle karşılıklı ilişkileri de vardır.

Bu nedenle kronik stresi yalnızca “zihinsel olarak gergin olmak” şeklinde düşünmek yetersizdir.

Bütün organizmayı ilgilendiren bir süreçtir.

Stres ve nöroplastisite

Nöroplastisite beynin deneyime göre değişebilme kapasitesidir.

Genellikle olumlu bir kavrammış gibi kullanılır.

Oysa nöroplastisite kendi başına iyi veya kötü değildir.

Beyin karşılaştığı koşullara uyum sağlar.

Yeni bir dil öğrenirken de plastisite vardır.

Sürekli tehdit beklemeyi öğrenirken de.

Eğer kişi uzun süre öngörülemez ve tehdit edici bir çevrede yaşıyorsa, beynin tehlike işaretlerini daha hızlı fark etmeye başlaması o koşullar altında adaptif bile olabilir.

Fakat aynı sistem daha sonra güvenli bir ortamda gereğinden fazla çalışmaya devam ettiğinde sorun yaratabilir.

Bu açıdan kronik stresin beyinde oluşturduğu değişiklikleri yalnızca “hasar” olarak görmek yerine, bazen başlangıçta uyum sağlamaya hizmet eden fakat uzun vadede maliyetli hale gelebilen plastisite süreçleri olarak düşünmek daha anlamlıdır.

BDNF ve stres ilişkisi

BDNF, yani beyin kaynaklı nörotrofik faktör, nöronların işlevi ve sinaptik plastisiteyle ilişkili önemli proteinlerden biridir.

Stres, BDNF ve nöroplastisite arasındaki ilişki özellikle hayvan modellerinde yoğun biçimde araştırılmıştır.

Kronik ve ağır stres koşullarında bazı beyin bölgelerinde BDNF ile ilişkili süreçlerde değişiklikler görülebilir.

Ancak “stres BDNF’yi düşürür, beyin kendini yenileyemez” şeklinde tek yönlü bir açıklama doğru değildir.

BDNF’nin etkileri beyin bölgesine, stresin türüne ve süresine göre değişebilir.

Nörobiyoloji çoğu zaman popüler anlatılardaki kadar doğrusal değildir.

İyileşme mümkün mü?

Kronik stres araştırmalarının benim için en önemli taraflarından biri de budur.

Stresle ilişkili beyin değişikliklerinin tamamını kalıcı ve geri dönüşsüz kabul etmek doğru değildir.

Hayvan çalışmalarında stres sona erdikten sonra hipokampal dendritik yapılarda ve bazı bilişsel performanslarda toparlanma görülebildiği gösterilmiştir. İnsan beyninde de plastisite yaşam boyunca devam eder.

Ancak “beyin eski haline tamamen döner” demek de fazla kesin olur.

Toparlanma kişiden kişiye değişebilir.

Stresin süresi, şiddeti, kişinin yaşı, uyku, fiziksel sağlık, sosyal çevre ve psikiyatrik sorunların varlığı gibi birçok unsur bu süreci etkiler.

Burada umut veren şey beynin değişebilir olmasıdır.

Geçmişte yaşanan stres ortadan kaldırılamaz.

Ama kişinin stresle kurduğu ilişki ve stres karşısında verdiği tepkiler değişebilir.

Stres yönetimi yalnızca meditasyon değildir

Stres yönetimi denildiğinde çoğu zaman akla nefes egzersizleri, mindfulness veya meditasyon geliyor.

Bunlar bazı kişiler için yararlı olabilir.

Ama stres yönetimini yalnızca kişinin kendisini sakinleştirmesi gereken bireysel bir sorumluluğa dönüştürmek doğru olmaz.

Bazen stresin kaynağı gerçekten değiştirilmesi gereken yaşam koşullarıdır.

Aşırı iş yükü, şiddet içeren bir ilişki, ekonomik belirsizlik, bakım veren tükenmişliği ya da sürekli uykusuzluk yaşayan bir insana yalnızca “gevşemeyi öğren” demek yeterli değildir.

Bazen çözüm dinlenmek.

Bazen sınır koymak.

Bazen yardım istemek.

Bazen sosyal desteği artırmak.

Bazen de stres yaratan koşuldan uzaklaşmak olabilir.

Düzenli fiziksel hareket, yeterli uyku, sosyal ilişkiler ve kişinin kendisi için anlam taşıyan etkinlikler stres sistemi açısından koruyucu olabilir.

Psikoterapi de kişinin stresörleri nasıl değerlendirdiğini, hangi başa çıkma yollarını kullandığını ve kendisini tekrar tekrar hangi psikolojik döngüler içinde bulduğunu anlamasına yardımcı olabilir.

Psikoterapi ve beyin

Psikoterapinin etkisini “terapi beyninizi yeniden inşa eder” şeklinde anlatmayı fazla mekanik buluyorum.

Terapi sırasında insan öğrenir.

Düşüncelerine başka bir yerden bakabilir, tehdit olarak değerlendirdiği bazı durumları yeniden değerlendirebilir, kaçındığı deneyimlere yaklaşabilir veya kendi bedensel ve duygusal tepkilerini farklı biçimde anlamlandırabilir.

Bu psikolojik değişikliklerin sinir sisteminden bağımsız gerçekleştiğini düşünmek mümkün değildir.

Nörogörüntüleme araştırmalarında bazı psikoterapilerin ardından beyin işlevinde ölçülebilir değişiklikler de bildirilmiştir.

Ancak henüz “şu terapi şu beyin bölgesini düzeltir” diyebileceğimiz kadar basit bir haritamız yoktur.

İnsan zihni de beyni de bundan daha karmaşıktır.

Stresle başa çıkmak her stresi ortadan kaldırmak değildir

Stresin olmadığı bir hayat mümkün olmadığı gibi, sağlıklı da olmak zorunda değildir.

Yeni bir iş, taşınmak, bir sınava hazırlanmak, ebeveyn olmak ya da hayatımızda önemli bir değişiklik yapmak da stres yaratabilir.

Ama bütün stresler travmatik değildir.

Bütün stresler zararlı da değildir.

Asıl belirleyici olan çoğu zaman stresin süresi, yoğunluğu, kontrol edilebilirliği ve kişinin toparlanabilme kapasitesidir.

Kendimize bu nedenle yalnızca “Ne kadar stresliyim?” diye sormak yerine başka sorular da sorabiliriz:

Bu stres ne zamandır sürüyor?

Üzerinde etkili olabileceğim bir tarafı var mı?

Dinlenebiliyor muyum?

Uyuyabiliyor muyum?

Yardım isteyebileceğim insanlar var mı?

Stres geçtikten sonra bedenim ve zihnim yeniden sakinleşebiliyor mu?

Bu sorular bazen “stres seviyemi düşürmeliyim” demekten daha anlamlı bilgiler verir.

Sonuç

Stres sistemi insanın hayatta kalmasını sağlayan en temel uyum mekanizmalarından biridir.

Bizi tehlikeye hazırlar, dikkatimizi yönlendirir ve gerektiğinde hızla harekete geçmemizi sağlar.

Fakat sürekli çalışmak zorunda kaldığında aynı sistemin bir maliyeti olabilir.

Hipokampus, prefrontal korteks ve amigdala gibi bölgelerde stresle ilişkili işlevsel ve yapısal değişiklikler üzerine güçlü bir araştırma literatürü vardır. Ancak bu bulgular bize beynin stres karşısında basitçe “bozulduğunu” değil, koşullara göre yeniden organize olduğunu gösterir.

Bu ayrım benim için önemli.

Çünkü nöroplastisite yalnızca stresin beyinde iz bırakabileceğini değil, yeni deneyimlerin de iz bırakabileceğini anlatır.

Stresli bir dönemin yaşanmış olması beynin bundan sonra hep aynı biçimde çalışacağı anlamına gelmez.

İnsan yeni başa çıkma yolları öğrenebilir.

Koşullarını değiştirebilir.

İlişkilerinden destek alabilir.

Gerektiğinde psikolojik veya tıbbi yardım alabilir.

Beynin değişebilme kapasitesi bize sınırsız bir iyileşme garantisi vermiyor.

Ama değişimin mümkün olduğunu söylüyor.

Belki de stres konusunda hatırlamamız gereken en önemli şey budur:

Bizi korumak için çalışan bir sistem, uzun süre yük altında kaldığında yorulabilir.

Ve toparlanmak da biyolojik sürecin bir parçasıdır.

Olcay Cengiz Turan

Bu içerik yalnızca genel bilgi ve eğitim amaçlı hazırlanmıştır. Herhangi bir tanı, tedavi, terapi uygulaması veya ruh sağlığına yönelik bireysel danışmanlık hizmeti sunma amacı taşımaz.

Kaynakça

Arnsten, A. F. T. (2009). Stress signalling pathways that impair prefrontal cortex structure and function. Nature Reviews Neuroscience, 10(6), 410–422.

Davidson, R. J., & McEwen, B. S. (2012). Social influences on neuroplasticity: Stress and interventions to promote well-being. Nature Neuroscience, 15(5), 689–695.

Duman, R. S., & Monteggia, L. M. (2006). A neurotrophic model for stress-related mood disorders. Biological Psychiatry, 59(12), 1116–1127.

Lupien, S. J., de Leon, M., de Santi, S., et al. (1998). Cortisol levels during human aging predict hippocampal atrophy and memory deficits. Nature Neuroscience, 1(1), 69–73.

McEwen, B. S. (2007). Physiology and neurobiology of stress and adaptation: Central role of the brain. Physiological Reviews, 87(3), 873–904.

McEwen, B. S., Nasca, C., & Gray, J. D. (2016). Stress effects on neuronal structure: Hippocampus, amygdala, and prefrontal cortex. Neuropsychopharmacology, 41(1), 3–23.

Moreno-Jiménez, E. P., Flor-García, M., Terreros-Roncal, J., et al. (2019). Adult hippocampal neurogenesis is abundant in neurologically healthy subjects and drops sharply in patients with Alzheimer’s disease. Nature Medicine, 25(4), 554–560.

Vyas, A., Mitra, R., Shankaranarayana Rao, B. S., & Chattarji, S. (2002). Chronic stress induces contrasting patterns of dendritic remodeling in hippocampal and amygdaloid neurons. Journal of Neuroscience, 22(15), 6810–6818.

Görsel Kaynağı: Wiki Sinaloa / Unsplash

error: