İnsan beyni durağan bir yapı değildir. Yaşam boyunca deneyimlerden etkilenir, öğrenir ve değişen koşullara uyum sağlamaya çalışır.
Bu değişme kapasitesine nöroplastisite diyoruz.
Nöroplastisite bazen yeni bağlantıların kurulması, bazen mevcut bağlantıların güçlenmesi ya da zayıflaması, bazen de beynin bir görevi yerine getirmek için kullandığı ağların yeniden düzenlenmesi şeklinde ortaya çıkar.
Bu nedenle öğrenme yalnızca zihinsel bir süreç değildir. Öğrendiğimiz şeyler, sinir sistemimizin çalışma biçiminde de iz bırakabilir.
Geçmişte yetişkin beyninin çocukluk sonrasında büyük ölçüde sabitlendiği düşünülüyordu. Bugün bunun doğru olmadığını biliyoruz.
Ama buradan başka bir uç noktaya da geçmemek gerekir.
Beyin her yaşta değişebilir; fakat 20 yaşındaki bir beynin öğrenme hızıyla 70 yaşındaki bir beynin öğrenme hızı ve biyolojik koşulları aynı değildir.
Yaş ilerledikçe bazı bilişsel süreçler yavaşlayabilir.
Yine de öğrenme kapasitesi ortadan kalkmaz.
Sinaptik plastisite: Beyin kullandığı yolları değiştirir
Nöronlar birbirleriyle sinaps adı verilen bağlantı noktaları üzerinden iletişim kurar.
Yeni bir bilgi öğrenirken ya da bir beceriyi tekrar ederken bu ağların çalışma biçimi değişebilir. Bazı bağlantılar güçlenir, bazıları zayıflar; kullanılan ağlar giderek daha verimli hale gelebilir.
Hebb’in öğrenme yaklaşımı bu fikrin nörobilim tarihindeki önemli temellerinden biridir. Daha sonra bu ilkeyi anlatmak için yaygınlaşan ifade oldukça akılda kalıcıdır:
“Birlikte etkinleşen nöronlar, birlikte bağlanma eğilimindedir.”
Bunu bir patikaya benzetebiliriz.
Bir yoldan bir kez geçtiğinizde iz belli belirsizdir. Aynı yolu tekrar tekrar kullandığınızda patika giderek belirginleşir.
Beyindeki öğrenme bundan çok daha karmaşıktır elbette, ama benzetme temel fikri anlatır:
Tekrar ve deneyim, sinir ağlarının çalışma biçimini değiştirebilir.
Yaş ilerlediğinde öğrenmek mümkün mü?
Kesinlikle mümkün.
Fakat “yaşın hiçbir önemi yoktur” demek de doğru olmaz.
İşlem hızı, çalışma belleği ve bazı yeni öğrenme biçimleri yaşla birlikte zorlaşabilir. Buna karşılık bilgi birikimi, deneyim, anlamlandırma ve daha önce öğrenilmiş bilgilerden yararlanma gibi özellikler ileri yaşlarda önemli avantajlar sağlayabilir.
Yani yaşlı bir insan genç bir insandan yalnızca “daha yavaş öğrenen biri” değildir.
Farklı bir öğrenme geçmişine sahip bir beyindir.
Boyke ve arkadaşlarının 2008 yılında yaptığı çalışma bunun güzel örneklerinden biridir.
Araştırmacılar ileri yaştaki sağlıklı yetişkinlere üç top jonglörlüğü öğrettiler. Katılımcılar gençler kadar yüksek performansa ulaşamasalar da yeni beceriyi öğrenebildiler. Beyin görüntülemelerinde de öğrenmeyle ilişkili bazı geçici gri madde değişiklikleri saptandı.
Bu çalışma özellikle önemliydi.
Çünkü bize ileri yaştaki beynin yalnızca geçmişte öğrendiklerini koruyan bir yapı olmadığını gösteriyordu.
Yeni bir deneyime yanıt verebiliyordu.
Yeni beceri öğrenmenin beyin açısından değeri
Yeni bir şey öğrenmek beynin alışılmış düzeninin dışına çıkmasını gerektirir.
Bir enstrüman çalmak bunun güzel bir örneğidir. Aynı anda sesi dinlemek, ritmi takip etmek, elleri hareket ettirmek, hatayı fark etmek ve bir sonraki hareketi planlamak gerekir.
Dans ederken de benzer biçimde hareket, ritim, denge, dikkat ve bellek birlikte çalışır.
Yeni bir dil öğrenmek ise sesleri ayırt etmeyi, kelimeleri bellekte tutmayı, anlamı yakalamayı ve giderek otomatikleşen yeni dil örüntüleri kurmayı gerektirir.
Bunların beynin farklı ağlarını birlikte çalıştırması şaşırtıcı değildir.
Fakat burada “ne kadar zor, o kadar çok yeni sinaps” gibi basit bir denklem kurmamak gerekir.
Önemli olan yalnızca zorluk değildir.
Öğrenmenin sürdürülebilir olması, kişinin gerçekten dikkatini vermesi, tekrar etmesi ve zaman içinde beceriyi geliştirmesi önemlidir.
Bu yüzden ben “konfor alanından çıkmak” ifadesinden çok şunu daha anlamlı buluyorum:
Beyni zaman zaman alışık olmadığı bir şeyle karşılaştırmak.
Bu bazen yeni bir dil olabilir.
Bazen dans.
Bazen yıllardır ertelediğimiz bir konuda yeniden öğrenci olmayı kabul etmek.
Psikoterapi ile nöroplastisite arasında nasıl bir ilişki var?
Psikoterapi de bir bakıma öğrenme sürecidir.
Danışan yalnızca geçmişini anlatmaz.
Kendi düşüncelerini fark etmeyi, duygularını farklı biçimde düzenlemeyi, kaçındığı deneyimlerle başka türlü ilişki kurmayı ya da yıllardır otomatik olarak verdiği bazı tepkileri yeniden değerlendirmeyi öğrenebilir.
Bu nedenle psikoterapi ile nöroplastisite arasında ilişki kurulması anlaşılırdır.
Nörogörüntüleme araştırmaları, başarılı psikoterapi sonrasında duygu işleme, tehdit algısı ve bilişsel kontrolle ilişkili bazı beyin ağlarında işlevsel değişiklikler görülebildiğini göstermektedir.
Ancak “terapi şu bölgeyi güçlendirir, şu bölgeyi kapatır” şeklinde kesin bir nöroanatomik formülümüz yoktur.
Çalışmalarda kullanılan terapi türleri, tanılar, görevlar ve görüntüleme yöntemleri farklıdır. Bulgular da her zaman aynı yönde değildir.
Bu nedenle psikoterapinin etkisini “beynin kablolarını yeniden döşemek” gibi mekanik bir benzetmeye indirgememek gerekir.
Bence daha doğru olan şu:
Yeni bir psikolojik deneyim oluştuğunda, öğrenen beyin de bu deneyimin dışında kalmaz.
BDT’de kişi düşünce ve davranış örüntülerini yeniden değerlendirir.
Şema terapide uzun süredir tekrar eden ilişki ve benlik örüntüleriyle çalışılır.
EMDR’de travmatik anılarla ilişkili deneyimin işlenmesi hedeflenir.
Metakognitif terapide ise düşüncenin içeriğinden çok kişinin düşünceleriyle nasıl ilişki kurduğu, dikkatini nasıl yönettiği ve perseveratif düşünme süreçleri üzerinde durulur.
Bu yöntemlerin kuramsal açıklamaları birbirinden farklıdır.
Ortak noktalarından biri ise kişinin yeni bir deneyim ve yeni bir öğrenme yaşamasıdır.
Metakognitif Terapi açısından ilginç bir araştırma
Metakognitif Terapide kullanılan Attention Training Technique, yani Dikkat Eğitimi Tekniği üzerine yapılan bir fMRI çalışması özellikle dikkat çekici.
Jahn ve arkadaşlarının 2023 çalışmasında sağlıklı katılımcılar bir hafta boyunca Attention Training Technique ya da kontrol uygulaması yaptılar.
ATT grubunda dikkati bir uyarandan ayırma hızında iyileşme görüldü ve bu sırada anterior singulat korteks aktivitesinde kontrol grubuna kıyasla azalma saptandı. Araştırmacılar bunu daha esnek bir dikkat dağılımıyla ilişkili olabilecek bir değişiklik olarak yorumladılar.
Ama bu bulguyu da sınırları içinde değerlendirmek gerekir.
Çalışma psikiyatrik bir hasta grubunda yapılmadı ve bir haftalık ATT uygulamasını inceledi. Dolayısıyla buradan “MCT frontal beyni güçlendirir” gibi genel bir sonuç çıkaramayız.
Yine de psikolojik bir dikkat egzersizinin kısa süre içinde hem davranışsal performans hem de beyin aktivitesiyle ilişkili değişikliklerle birlikte görülebilmesi nöroplastisite açısından ilginçtir.
Travma ve beynin öğrenme kapasitesi
Travmatik deneyimlerden sonra bazı uyaranlar tehdit sistemini çok hızlı devreye sokabilir.
Bazen kişi zihinsel olarak “şu anda güvendeyim” diye bilse bile bedeni ve duygusal sistemi tehlike varmış gibi tepki verebilir.
Terapi sürecinde amaç geçmişi silmek değildir.
Kişinin anıyı, bugünkü gerçekliği ve verdiği tepkileri farklı bir çerçevede işleyebilmesi mümkün hale gelebilir.
Bu değişimin sinirsel düzeyde tam olarak nasıl gerçekleştiği terapi yöntemine ve kişiye göre farklılık gösterir.
Bu yüzden “travmanın biyolojik izi silinir” demek yerine, travmayla ilişkili öğrenilmiş tepkilerin değişebileceğini söylemek daha doğru.
Geçmiş değişmez.
Ama beynin geçmişe bugün verdiği tepki değişebilir.
Nöroplastisitenin psikoterapi açısından benim için en anlamlı taraflarından biri de budur.
Beyin değişebilir; ama her değişim iyi değildir
Nöroplastisite kelimesi çoğu zaman olumlu bir şeymiş gibi kullanılıyor.
Aslında nöroplastisite kendi başına iyi ya da kötü değildir.
Beyin tekrar edilen deneyimlere uyum sağlar.
Bir beceriyi çalışmak faydalı bir öğrenme yaratabilir.
Ama sürekli kaçınmak, bir tehdidi tekrar tekrar düşünmek ya da belirli davranışları otomatik biçimde sürdürmek de zamanla güçlü alışkanlıklara dönüşebilir.
Yani beynin değişebilmesi yalnızca iyileşmenin değil, bazı sorunların neden bu kadar kalıcı hale gelebildiğinin de bir parçasıdır.
Bu nedenle değişimin yönü önemlidir.
Yaş sınırı olmayan öğrenme
Yaş almak bazı şeyleri değiştirir.
Bunu inkâr etmeye gerek yok.
Ama yaş almak öğrenmenin sona ermesi değildir.
İleri yaştaki insanlar yeni motor beceriler öğrenebilir, yeni bilgiler edinebilir ve bu öğrenmeyle birlikte beyin işlevinde ve kimi çalışmalarda beyin yapısında ölçülebilir değişiklikler gösterebilir.
Belki gençken öğrenmenin avantajı hızdır.
İleri yaşlarda ise deneyim, bağlantı kurabilme ve öğrenileni yaşamın daha geniş bir çerçevesine yerleştirebilme başka bir avantaj sağlar.
Bu nedenle “artık bu yaştan sonra öğrenemem” cümlesi nörobilimsel bir gerçek değil.
Çoğu zaman bir varsayım.
Beynin değişme kapasitesi yaşam boyunca sürer.
Hızı, biçimi ve sınırları değişebilir ama öğrenme kapısı bütünüyle kapanmaz.
Sonuç
Nöroplastisite bize çok basit ama önemli bir şey söylüyor:
Beyin yaşadığımız deneyimlere kayıtsız değildir.
Öğrendiğimiz, tekrar ettiğimiz, üzerinde çalıştığımız ve bazen vazgeçip yeniden denediğimiz şeyler sinir sistemimizin çalışma biçimiyle etkileşir.
Bu durum bize sınırsız bir değişim vaadi vermiyor.
Ama değişimin yaşla birlikte sona ermediğini gösteriyor.
İnsan 20 yaşında da yeni bir şey öğrenebilir, 50 yaşında da, 70 yaşında da.
Belki her yaşta aynı hızla değil.
Ama hâlâ öğrenerek.
Hâlâ değişerek.
Ve bazen kendimizle ilgili yıllardır doğru kabul ettiğimiz bir cümleyi bile yeniden yazarak.
Olcay Cengiz Turan
Bu içerik yalnızca genel bilgi ve eğitim amaçlı hazırlanmıştır. Herhangi bir tanı, tedavi, terapi uygulaması veya ruh sağlığına yönelik bireysel danışmanlık hizmeti sunma amacı taşımaz.
Kaynakça
Boyke, J., Driemeyer, J., Gaser, C., Büchel, C., & May, A. (2008). Training-induced brain structure changes in the elderly. The Journal of Neuroscience, 28(28), 7031–7035.
Draganski, B., Gaser, C., Busch, V., Schuierer, G., Bogdahn, U., & May, A. (2004). Neuroplasticity: Changes in grey matter induced by training. Nature, 427, 311–312.
Lövdén, M., Wenger, E., Mårtensson, J., Lindenberger, U., & Bäckman, L. (2013). Structural brain plasticity in adult learning and development. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 37(9), 2296–2310.
Schrammen, E., et al. (2022). Functional neural changes associated with psychotherapy in anxiety disorders: A meta-analysis of longitudinal fMRI studies. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 142, 104895.
Jahn, N., Sinke, C., Kayali, Ö., et al. (2023). Neural correlates of the attention training technique as used in metacognitive therapy: A randomized sham-controlled fMRI study in healthy volunteers. Frontiers in Psychology, 14, 1084022.
Görsel Kaynağı: Katerina Gladkikh / Unsplash
