Bağlanmanın Beyindeki İzleri

Erken Dönem Bağlanmanın Beyin Gelişimine Etkisi: Yaşam Boyu Taşınan İzler

Bir bebek dünyaya geldiğinde yalnızca beslenmeye, korunmaya ve fiziksel bakıma ihtiyaç duymaz. Aynı zamanda kendisine bakım veren kişiyle ilişki kurmaya da hazırdır. Ses, dokunma, yüz ifadesi, koku ve bakım verenin bebeğin ihtiyaçlarına verdiği yanıtlar, yaşamın ilk yıllarında gelişmekte olan sinir sisteminin içinde yer alır.

Bu nedenle erken dönem bağlanmayı yalnızca psikolojik bir süreç olarak düşünmek yeterli değildir. Bebek ile bakım veren arasındaki ilişkinin niteliği; stresle başa çıkma, duyguların düzenlenmesi ve sosyal çevrenin güvenli ya da tehdit edici olarak algılanması gibi süreçlerin gelişimiyle yakından ilişkilidir.

Yaşamın ilk yılları beynin çevresel deneyimlere son derece açık olduğu bir dönemdir. Beyin yaşam boyunca değişme kapasitesini korur; ancak erken çocuklukta bu değişim daha hızlıdır. Bu dönemde tekrarlanan ilişki deneyimleri, gelişmekte olan sinir ağlarının nasıl organize olacağı üzerinde etkili olabilir.

Hipokampus, amigdala ve prefrontal korteks bu açıdan sık incelenen yapılardır. Hipokampus öğrenme ve bellekte, amigdala duygusal önem taşıyan uyaranların işlenmesinde, prefrontal korteks ise dikkat, dürtü kontrolü, planlama ve duygu düzenleme gibi daha karmaşık işlevlerde rol oynar. Erken yaşantılar bu yapıların gelişimini tek başına belirlemez; ancak içinde geliştikleri biyolojik ve sosyal çevrenin önemli parçalarından biridir.

Güvenli bağlanma beyinde ne anlama geliyor?

John Bowlby’nin bağlanma kuramının merkezinde oldukça temel bir ihtiyaç vardır: Çocuk zorlandığında ulaşabileceği, kendisini koruyacak ve yatıştıracak bir bakım verenin varlığını deneyimlemek ister.

Bakım veren kişinin her ihtiyacı kusursuz biçimde karşılaması gerekmez. Önemli olan, bebeğin tekrar tekrar şu deneyimi yaşayabilmesidir: “Zorlandığımda biri beni fark ediyor ve bana karşılık veriyor.”

Bu tür tekrar eden deneyimler zaman içinde güven duygusunun gelişmesine katkıda bulunur.

Bağlanmanın nörobiyolojisini inceleyen çalışmalar oksitosin başta olmak üzere çeşitli nöropeptitlerin, stres sistemlerinin ve sosyal davranışla ilişkili sinir ağlarının bu süreçlerde rol oynadığını düşündürmektedir. Ancak güvenli bağlanmayı yalnızca oksitosin düzeyleriyle açıklamak mümkün değildir. Bağlanma, biyoloji ile ilişkinin karşılıklı olarak birbirini etkilediği çok daha karmaşık bir süreçtir.

Duygu düzenlemeyi önce birlikte öğreniyoruz

Bir bebeğin kendi duygularını tek başına düzenleme kapasitesi oldukça sınırlıdır.

Korktuğunda, acıktığında, yorulduğunda ya da yoğun biçimde uyarıldığında onu sakinleştiren çoğu zaman bakım veren kişinin sesidir, dokunuşudur, yüz ifadesidir.

Başlangıçta düzenleme büyük ölçüde birlikte gerçekleşir.

Çocuk büyüdükçe bu dışsal düzenleme deneyimlerinin bir kısmı giderek içselleşir. Bekleyebilme, kendini yatıştırabilme, dikkatini yeniden yönlendirebilme ve duygusal yoğunluğu taşıyabilme kapasitesi zaman içinde gelişir.

Bu nedenle erken ilişkilerin prefrontal düzenleme sistemleriyle bağlantısı özellikle ilgi çekicidir. Güvenli ve öngörülebilir bir bakım ortamının dikkat, dürtü kontrolü ve duygu düzenleme gibi işlevlerin gelişimini destekleyen koşullardan biri olduğu düşünülmektedir.

Burada yine tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi kurmamak gerekir. Beyin gelişimi genetik özellikler, mizaç, çevresel koşullar, stres, ilişkiler ve sonraki yaşam deneyimlerinin birlikte etkisi altında gerçekleşir.

Erken dönemde yoğun stres olduğunda ne olur?

Çocuklukta ihmal, istismar ya da sürekli öngörülemezlik yaşandığında, gelişmekte olan sinir sistemi çevreyi daha fazla tehdit içeren bir yer olarak öğrenebilir.

Bu koşullarda stres yanıt sistemlerinin daha sık veya daha yoğun devreye girmesi mümkündür.

Hipotalamus-hipofiz-adrenal aks olarak adlandırılan stres sistemi bu sürecin önemli parçalarından biridir. Uzun süreli ve ağır stres yaşantılarının amigdala, hipokampus ve prefrontal bölgelerdeki yapı ve işlev farklılıklarıyla ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Erken olumsuz yaşantılar kişinin beynine değişmez bir kader yazmaz.

Bir risk oluşturabilirler; ancak insan gelişimi yaşamın ilk yıllarında sona ermez.

Beyin değişmeye devam eder

Nöroplastisite yalnızca çocukluğa ait değildir.

Öğrenme, ilişki deneyimleri, çevresel değişiklikler ve yeni yaşam koşulları erişkinlikte de beynin işleyişinde değişikliklere yol açabilir.

Hipokampusta erişkin yaşamda yeni nöron oluşumunun devam edip etmediği uzun yıllardır araştırılan bir konu. Boldrini ve arkadaşlarının 2018 yılında yayımladığı çalışma, sağlıklı insanlarda ileri yaşlara kadar hipokampal nörogenez bulgularının saptanabileceğini bildirmiştir.

Bu tür çalışmaların klinik açıdan düşündürücü tarafı şudur:

Erken dönem deneyimleri önemli olmakla birlikte, beyin yaşamın ilerleyen dönemlerinde de bütünüyle değişmez bir yapı değildir.

Yeni ilişkiler, yeni öğrenmeler ve farklı deneyimler kişinin duygu düzenleme biçimini ve ilişki örüntülerini etkileyebilir.

Psikoterapinin anlam kazandığı alanlardan biri de burasıdır.

Geçmişi değiştirmek mümkün değildir; fakat geçmişin bugünkü ilişkilerde ve duygusal tepkilerde nasıl yaşamaya devam ettiğini fark etmek ve bununla farklı biçimde ilişki kurabilmek mümkündür.

Güvenli bağlanma kusursuz ebeveynlik değildir

Bağlanma söz konusu olduğunda ebeveynleri gereksiz bir suçluluk duygusuna sürükleyen bir yanlış anlamaya da dikkat etmek gerekir.

Güvenli bağlanma, bebeğin hiçbir zaman ağlamaması, bakım verenin her ihtiyacı anında anlaması ya da ilişkide hiç aksama yaşanmaması anlamına gelmez.

İlişkilerde kopmalar olur.

Bakım veren bazen bebeğin ihtiyacını anlayamaz, yorulur, yanlış karşılık verir veya gecikir.

Önemli olan ilişkinin genel örüntüsüdür ve aksayan temasın yeniden kurulabilmesidir.

Çocuk böylece ilişkilerde rahatsızlıkların yaşanabileceğini ama bağın bütünüyle kaybolmak zorunda olmadığını da öğrenir.

Bu deneyim, güvenli bağlanmanın en gerçekçi taraflarından biridir.

Erken ilişkiler önemli, ama kader değil

Çocuklukta kurulan ilk ilişkiler kuşkusuz önemlidir. Dünyanın güvenli olup olmadığına, başkalarına ne kadar yaklaşabileceğimize ve zorlandığımızda yardım isteyip istemeyeceğimize ilişkin ilk deneyimlerimizi bu ilişkilerin içinde ediniriz.

Fakat insan gelişimini yalnızca ilk birkaç yıla indirgemek de doğru olmaz.

Beyin değişmeye devam eder. İnsan yeni ilişkiler kurar, farklı deneyimler yaşar, öğrenir ve kimi zaman geçmişte oluşmuş ilişki örüntülerini yeniden gözden geçirir.

Erken dönem bağlanma yaşamımızda iz bırakabilir.

Ama iz bırakmak, değişmez olmak anlamına gelmez.

Belki de nöroplastisitenin ve psikoterapinin ortak olarak bize hatırlattığı en önemli noktalardan biri budur.

Olcay Cengiz Turan

Bu içerik yalnızca genel bilgi ve eğitim amaçlı hazırlanmıştır. Herhangi bir tanı, tedavi, terapi uygulaması veya ruh sağlığına yönelik bireysel danışmanlık hizmeti sunma amacı taşımaz.

Kaynaklar:

Boldrini, M., et al. (2018). Human Hippocampal Neurogenesis Persists throughout Aging. Cell Stem Cell, 22(4), 589–599.e5.

Feldman, R. (2017). The neurobiology of human attachments. Trends in Cognitive Sciences, 21(1), 4–6.

Schore, A. N. (2001). The Effects of Early Relational Trauma on Right Brain Development, Affect Regulation, and Infant Mental Health. Infant Mental Health Journal, 22(1–2), 201–269.

Teicher, M. H., Samson, J. A., Anderson, C. M., & Ohashi, K. (2016). The effects of childhood trauma on the brain.

Görsel Kaynağı: Jeff Allen / Pixabay

Bundan sonra siteye yapıştıracağınız metinleri size hep bu şekilde, yani biçimlendirme sürprizi çıkarmayacak düz WordPress metni olarak verebilirim.

error: