Ayrık Beyin Sendromu Nedir? Nörobilimsel Bir Vaka İncelemesi)

İnsan beyni dışarıdan bakıldığında iki simetrik yarım küreden oluşuyor gibi görünür. Sağ ve sol hemisfer birbirine çok benzer; fakat yaptıkları işler bütünüyle aynı değildir.

Dil, dikkat, görsel-uzamsal işlemleme, hareket ve duyguların değerlendirilmesi gibi birçok işlevde hemisferler arasında belirli bir görev dağılımı vardır. Ancak burada sık yapılan bir hatadan kaçınmak gerekir: Sol beynin yalnızca “mantıklı”, sağ beynin ise yalnızca “yaratıcı” olduğu şeklindeki popüler ayrım, beynin gerçek çalışma biçimini fazlasıyla basitleştirir.

Gündelik yaşamda iki hemisfer sürekli birlikte çalışır.

Bu iş birliğinin en önemli yollarından biri korpus kallosumdur. Milyonlarca sinir lifinden oluşan bu büyük bağlantı sistemi, beynin iki yarısı arasında bilgi alışverişini sağlar.

Peki bu bağlantı kesilirse ne olur?

Bu soru, nöropsikoloji tarihinin en ilginç araştırma alanlarından birinin doğmasına yol açtı.

Epilepsi tedavisinden bilinç araştırmalarına

Geçmişte, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ağır epilepsi vakalarında nöbetlerin bir hemisferden diğerine yayılmasını azaltmak amacıyla korpus kallosumun tamamının ya da bir bölümünün cerrahi olarak kesildiği olmuştur.

Bu operasyona kallozotomi denir.

Amaç nöbetleri kontrol altına almaktır. Bununla birlikte ameliyat sonrasında ortaya çıkan bazı sıra dışı davranışlar, araştırmacılara beynin iki yarısının nasıl iletişim kurduğunu incelemek için benzersiz bir fırsat vermiştir.

Bu hastalar literatürde split-brain, yani ayrık beyin hastaları olarak anılır.

Vicki’nin hikâyesi

Ayrık beyin araştırmalarında adı geçen hastalardan biri Vicki’dir.

Şiddetli epileptik nöbetleri gündelik yaşamını ciddi biçimde etkiliyordu. Nöbetler yalnızca sık değildi; fiziksel olarak da tehlikeli hale gelmişti. Bir nöbet sırasında sırtını fırında yakması, hastalığın yaşamı üzerindeki etkisini gösteren çarpıcı örneklerden biri olarak aktarılır.

İlaç tedavilerinden yeterli sonuç alınamayınca kallozotomi uygulanmasına karar verildi.

Operasyon nöbetler açısından önemli bir rahatlama sağladı. Fakat özellikle ilk dönemlerde Vicki bazı şaşırtıcı motor çatışmalar yaşamaya başladı.

Örneğin alışveriş sırasında bir eli belirli bir ürüne uzanırken diğer eli başka bir ürünü seçebiliyor, giyinirken bir eli kıyafeti giyerken diğeri çıkarmaya çalışabiliyordu.

Dışarıdan bakıldığında sanki iki el birbirinden bağımsız karar veriyormuş gibi görünüyordu.

Bu tür davranışlar bize çok temel bir şeyi hatırlatıyor: Gündelik yaşamda son derece doğal kabul ettiğimiz tek ve bütünlüklü hareketler, aslında beynin farklı bölgelerinin sürekli koordinasyonunu gerektiriyor.

Beynin iki yarısı bilgiyi nasıl paylaşıyor?

Ayrık beyin çalışmalarını anlayabilmek için hemisferlerin bazı temel özelliklerini bilmek gerekiyor.

Genel olarak beynin sol hemisferi vücudun sağ tarafıyla, sağ hemisferi ise sol tarafıyla daha doğrudan ilişkilidir.

Görsel sistemde de benzer bir çaprazlaşma vardır. Sağ görsel alandaki bilgi öncelikle sol hemisfere, sol görsel alandaki bilgi ise sağ hemisfere ulaşır.

Dil işlevleri de insanların büyük bölümünde ağırlıklı olarak sol hemisferle ilişkilidir.

Normal koşullarda bunların hiçbiri sorun yaratmaz. Çünkü hemisferler korpus kallosum aracılığıyla sürekli bilgi alışverişi yapar.

Ancak bu bağlantı kesildiğinde, bir hemisferin gördüğü ya da öğrendiği bilgi diğerine kolaylıkla aktarılamaz.

İşte ayrık beyin deneylerini bu kadar ilginç hale getiren de budur.

Bir şeyi görüp adını söyleyememek

Gazzaniga ve diğer araştırmacıların yaptığı klasik deneylerde hastalara görüntüler çok kısa sürelerle sağ ya da sol görsel alanda gösteriliyordu.

Bir nesne sağ görsel alana, dolayısıyla ağırlıklı olarak sol hemisfere sunulduğunda kişi çoğunlukla o nesnenin adını söyleyebiliyordu.

Aynı görüntü sol görsel alana sunulduğunda ise durum değişebiliyordu.

Kişi “bir şey görmedim” diyebiliyor, fakat sol eliyle önündeki nesneler arasından doğru olanı seçebiliyordu.

Bu oldukça şaşırtıcı bir durumdur.

Beyin nesneyi bir düzeyde tanımıştır; fakat bu bilgi konuşmayı yöneten sisteme ulaşamamıştır.

Başka bir deyişle sorun “görmemek” değil, görülen bilginin hemisferler arasında aktarılamamasıdır.

Beyin bilmediği şeyi açıklamaya çalışır mı?

Ayrık beyin araştırmalarının en düşündürücü bulgularından biri Michael Gazzaniga’nın “interpreter”, yani yorumlayıcı sistem adını verdiği mekanizmadır.

Bazı deneylerde hastanın bir hemisferi davranışı yönlendiren bilgiyi alırken, konuşmayı gerçekleştiren sol hemisfer bu bilgiye erişemiyordu.

Kişiye daha sonra “Bunu neden yaptın?” diye sorulduğunda ise “Bilmiyorum” demek yerine davranışını açıklayan makul bir hikâye üretebiliyordu.

Ve kişi bunu bilerek uydurmuyordu.

Elindeki sınırlı bilgiden hareketle davranışına anlam vermeye çalışıyordu.

Bu bulgu yalnızca ayrık beyin vakaları açısından değil, insan zihnini anlamak açısından da çok ilginçtir.

Çünkü günlük yaşamda da bazen bir davranışın gerçek nedenlerine bütünüyle erişemediğimiz halde, sonradan kendimize oldukça ikna edici açıklamalar oluşturabiliriz.

Zihin belirsizlikten hoşlanmaz.

Boşlukları doldurur, nedenler üretir ve yaşananları tutarlı bir hikâyeye dönüştürmeye çalışır.

Korpus kallosum neden bu kadar önemli?

Korpus kallosum tek tip bir bağlantı kablosu değildir. Farklı bölümleri farklı kortikal alanlar arasında iletişim sağlar.

Ön bölümleri özellikle frontal bölgeler arasındaki bağlantılara katkıda bulunurken, orta ve arka bölümler duyusal, görsel ve diğer kortikal bilgilerin aktarılmasında rol oynar.

Bu nedenle kallozotominin kapsamına göre ortaya çıkan nöropsikolojik belirtiler de değişebilir.

Burada önemli olan, beynin iki yarısının tamamen bağımsız iki beyin haline geldiğini düşünmemektir.

Korpus kallosum çok önemli bir bağlantıdır ama hemisferler arasındaki bütün etkileşim bundan ibaret değildir. Beyin sapı ve diğer subkortikal yapılar üzerinden devam eden bazı ortak işlem süreçleri bulunur.

Bu yüzden ayrık beyin hastalarının gündelik yaşamdaki davranışları, laboratuvar deneylerinin düşündürebileceğinden çok daha bütünlüklü olabilir.

Peki gerçekten iki ayrı bilinç mi oluşuyor?

Ayrık beyin çalışmalarının en ilginç yanı belki de tam burada başlıyor.

Bir hemisferin bildiğini diğerinin bilmemesi, iki ayrı bilinç olduğu anlamına mı gelir?

Yoksa tek bir bilinç deneyiminin içinde birbirinden kısmen bağımsız çalışan işlem sistemleri mi vardır?

Bu sorunun kesin bir cevabı hâlâ yok.

Üstelik hastalar gündelik yaşamlarında çoğu zaman çevrelerine iki ayrı kişi gibi görünmezler. Deney koşullarında ortaya çıkan ayrışmalar günlük yaşamda çeşitli telafi mekanizmaları sayesinde çok daha az belirgin olabilir.

Dolayısıyla split-brain çalışmalarından çıkarılabilecek en güvenli sonuç “beyinde iki insan vardır” değildir.

Daha ilginç olan şudur:

Tek ve bütünlüklü olduğunu düşündüğümüz benlik duygusu, aslında çok sayıda farklı beyin sisteminin koordinasyonundan doğuyor olabilir.

Beynin uyum sağlama gücü

Vicki’nin hikâyesinin önemli yanlarından biri de zaman içinde gündelik yaşam becerilerinin yeniden iyileşmesidir.

Başlangıçta görülen bazı motor çatışmalar zamanla azalmış, kişi günlük yaşamına daha iyi uyum sağlayabilmiştir.

Bu durumu tek bir mekanizmayla açıklamak zor. Öğrenme, davranışsal uyum, kalan sinirsel bağlantılar ve beynin plastisite kapasitesi birlikte rol oynayabilir.

Burada nöroplastisiteyi “beyin kendine yeni kablolar yaptı ve sorun çözüldü” gibi basit bir mekanizmaya indirgememek gerekir.

Beynin uyum sağlama biçimi çok daha karmaşıktır.

Ama sonuç yine de etkileyicidir: Sinir sistemi büyük bir değişikliğin ardından bile yeni koşullara göre işleyişini yeniden düzenleyebilir.

Ayrık beyin bize ne öğretti?

Split-brain vakaları nöropsikolojinin en çarpıcı araştırma alanlarından biri olmaya devam ediyor.

Bu çalışmalar bize yalnızca dilin ya da görsel bilginin beyinde nasıl işlendiğini öğretmedi.

Daha temel sorular ortaya çıkardı:

Bir karar verdiğimizde gerçekten kararın bütün nedenlerini biliyor muyuz?

Davranışlarımızın açıklamalarını ne ölçüde sonradan oluşturuyoruz?

Tek ve kesintisiz bir “benlik” deneyimi nasıl ortaya çıkıyor?

Ve belki de en ilginci:

“Ben” dediğimiz şey beynin neresinde?

Ayrık beyin araştırmalarının değeri biraz da burada yatıyor.

Bize zihnin sandığımız kadar merkezi ve tek parça olmayabileceğini gösteriyor. Beynin farklı sistemleri aynı anda farklı bilgiler işliyor; buna rağmen çoğu zaman kendimizi tek, sürekli ve tutarlı bir kişi olarak deneyimliyoruz.

Belki de beynin en şaşırtıcı özelliklerinden biri tam olarak budur.

Parçalardan bir bütün yaratabilmesi.

Olcay Cengiz Turan (2023)

Bu içerik yalnızca genel bilgi ve eğitim amaçlı hazırlanmıştır. Herhangi bir tanı, tedavi, terapi uygulaması veya ruh sağlığına yönelik bireysel danışmanlık hizmeti sunma amacı taşımaz.

Kaynakça

Carlson, N. (2020). Fizyolojik Psikoloji. Nobel Akademik Yayıncılık.

Gazzaniga, M. S. (1998). The Mind’s Past. University of California Press.

Öktem, Ö. (2020). Davranışsal Nörofizyolojiye Giriş. Nobel Tıp Kitabevleri.

Taner, D. (2013). Fonksiyonel Nöroanatomi. ODTÜ Geliştirme Vakfı.

Tanrıdağ, O. (2020). Temel Beyin Bilgisi. Nobel Tıp Kitabevleri.

Tanrıdağ, O. (2020). Nörobilim ve Dil-Konuşma Bozuklukları. Nobel Tıp Kitabevleri.

Wolman, D. (2012). The split brain: A tale of two halves. Nature, 483, 260–263.

Yıldırım, M. (2007). Temel Nöroanatomi. Nobel Tıp Kitabevleri.

Görsel Kaynağı: Taras Hrytsak / Unsplash

error: